Sitemizdeki İçeriklerin Hepsini Görmek İçin Lütfen Üye Olunuz.



 
AnasayfaSaimbeyli ForumTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Filozoflara göre tanrı inancı ..

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Safak Yeter
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 350
Forum Seviyesi : 682
Rep Puanı : 0
Kayıt tarihi : 15/05/09
Yaş : 26
Nerden : Adana

MesajKonu: Filozoflara göre tanrı inancı ..   Paz Mayıs 17, 2009 8:58 am

Thales'e göre tanrı her şeyi sudan yaratmış bir güçtü.
Anaximandros'a göre tanrılar değişik mevsimlerde doğup ölüyorlardı ve sayıları sonsuz dünyalardı bunlar.
Anaximenes'e göreyse hava tanrıydı , yaratılmış , uçsuz bucaksız ve hep hareket durumundaydı.
Anaxagoras , ilk kez , her şeyin düzen ve davranışını sonsuz bir ruhun gücüne ve aklın yönetimine bağladı.
Alkmeon tanrılığı güneşe , aya , yıldızlara ve ruha veriyordu.
Pythagoras'ın tanrısı bütün nesnelerin yaratılışına dağılan bir ruh oluyor , bizim ruhlarımız da ondan kopuyordu.
Parmenides tanrıyı , göğü çevreleyen ve dünyayı ışığın kızgınlığıyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu.
Empedokles'e göre tanrılar dört unsurdu ve her şeyi bunlar yapıyordu.
Protagoras tanrıların varlığı , yokluğu ve nitelikleri üstüne bir diyeceği olmadığını söylüyordu.
Demokritos'a göre tanrı olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir , kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonunda bilgimiz ve zekamızdır.
Platon , inancını değişik yönlere dağıtır : Tanrı’nın evreni “kaos”tan yarattığını , bu “kaos”a şekil verdiğini söyler.
Timaios'da dünyayı yaratanın adı olmayacağını söyler ; Yasalar'da tanrı varlığının araştırılmasını ister ; aynı kitapların başka yerlerinde dünyayı , göğü , yıldızları , toprağı ve ruhlarımızı tanrılaştırır , ayrıca her devletin eski düzeninde benimsenmiş olan tanrıları da benimser.
Xenophanes Sokrates'i aynı karışık öğretiler içinde gösterir : Kimi zaman tanrı'nın biçimi araştırılmamalıdır , kimi zaman tanrı güneştir , kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür.
Platon'un yeğeni Speusippos tanrıyı , her şeyi yöneten , bir çeşit hayvansı güç olarak düşünür.
Aristoteles'e göre tanrı kah evren , kah ruhtur ; kimi zaman evrene başka bir baş bulur , kimi zaman da tanrıyı göğün ateşliliği olarak görür.
Zenokrates'te sekiz olur tanrı : Beşi gezegenlerin beşlisi , altıncısı duran yıldızların tümü , yedinci ve sekizinci de ayla güneştir.
Herakleitos değişik görüşler arasında gider gelir , sonra tanrıyı duygudan yoksun eder , biçimden biçime geçiştirir ve sonunda yerle gök olduğunu söyler.
Theophrastes aynı kararsızlık içinde türlü fantazyalardan geçer , dünyanın yönetimini kah zekaya kah yıldızlara bağlar.
Strato'ya sorarsanız tanrı üretme çoğaltma ve azaltma gücü olan doğadır , biçimi ve duygusu yoktur.
Zenon'un tanrısı iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan doğal yasadır , yaratıklara o can verir. Zeus , Hera , Vesta gibi geleneksel tanrılaraysa yer vermez Zenon.
Diogenes Apolloniates'in tanrısı havadır.
Xenophanes'in tanrısı yuvarlaktır , görür , işitir ama soluk almaz , insan yaratılışıyla hiçbir ortak yanı yoktur.
Ariston tanrının biçimce hiçbir şeye benzetilemeyeceğini , duyarlığı olmadığını söyler , canlı mı nedir ne değildir bilinmez.
Kleanthes'e göre tanrı bazen akıl , bazen evren , bazen doğanın ruhu , bazen de her şeyi kuşatıp saran yüksek bir sıcaklıktır.
Zenon'un çağdaşı Perseus'a göreyse insanlığa önemli bir hizmette bulunmuş ya da yararlı şeyler bulmuş olanlara tanrı adı verilmiştir.
Khrysippos yukarıda söylenenlerin hepsini karmakarışık bir araya getiriyor ve yarattığı bin bir çeşit tanrı arasına ölümsüzlüğe ulaşmış insanları da katıyordu.
Diagoras ve Theodonıs tanrı adına ne varsa hepsini yadsıyorlardı.
Epikuros'da tanrılar ışıklı ve saydamdırlar , içlerinden hava geçebilir ki kale arasındaymış gibi iki dünya arasında otururlar , kaza bela semtlerine uğramaz ; yüzleri insan yüzü , uzuvları insan uzuvlarıdır , ama hiçbir işte kullanılmaz bu uzuvlar.
Montaigne'nin denemelerinde böyle yazıyor ve devam ediyor ;

Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman

Ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam.

Bunca filozof beyninin curcunasını gördükten sonra gelin de güvenin felsefenize ; buldum diye övünün çörekteki baklayı!..

Tanrılaşmaya en elverişli olan en az bildiğimiz şeylerdir ; öyleyken eskilerin biz insanları tanrılaştırmış olmaları aklın almayacağı bir şeydir. Ben olsam yılana , köpeğe , öküze tapınanları daha haklı bulurdum ; çünkü bu yaratıkların niteliğini , iç varlığını daha az biliyoruz ; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce işletebilir , olağanüstü güçler görebiliriz onlarda. Ama tanrıları , kusurlarını bilmemiz gereken kendi yaratılışımıza benzetmek , onları arzu , öfke , öcalma , evlenme , akrabalık , aşk ve kıskançlıklarımızla , bizim organlarımız , coşkunluklarımız , keyiflerimiz , ölümlerimiz , mezarlarımızla düşünmek için insan kafasının olmayacak bir sarhoşluk geçirmiş olması gerekir...

Tanrı ve metafizik konusunda görüşlerinin kendilerine ait olduğunu söyleyen düşünürlere
filozof , görüşlerini Tanrıdan aldıklarını söyleyenlere ise peygamber denilmiştir.
Filozoflar , görüş ve düşüncelerini toplumlara kabul ettirme çabasına girmemişler ,
peygamberler ise bunu vazife edinmiş , ama Tanrıdan verildiğini söyledikleri görev , ama idealleri , ama çıkarları uğruna risk almışlar , tarihte yüzlercesi belki de binlercesi bunun bedelini canlarıyla ödemişlerdir.

"Tanrı'nın beni bir arayıcı olmam konusunda zorlamasından korkuyordum. Fakat beni öyle yapmadı.." Sokrates

Peygamberlerin ortak özelliği , binlerce yıldan beri değişik aralıklarla gelmiş olmaları , yaşadıkları toplumda insanlara bir ahlaki öğreti , yaşama ilişkin öğretiler bütünü sunarak yaşam tarzlarını devrime uğratmış olmalarıdır. Materyalist bakış açısından ise , peygamberler birer büyük insan , filozof gibi kişiliklerdir. Şöyle ya da böyle filozoflar , bilim adamları ve peygamberler arasında karşılaştırma yapıldığında her ikisinin de insanlığın gelişimine katkıda bulunmuş oldukları ancak , hiç kimsenin insanlar üzerinde peygamberlerinki gibi binlerce yıl süren bir etki yaratmamış olduğu kolayca görülebilir. Bunu onların sadece bilgisinde değil , aynı zamanda yaşam sürelerinde sıradan insanlardan , toplumda en önemli pozisyon sahibi insanlara kadar kişilerle ilişkilerinde gösterdikleri tepkilerde ve yaşam sanatı örneklerinde aramak gerekir.

Filozoflar , peygamber ve vahy olmadan da insanın hakikati bulabileceğini öne sürmüşlerdir.
Hakikate ulaşmanın yolunun da akıl ve bilim olduğunu savunmuşlardır.Filozoflar , felsefenin tabiatı gereği "iyi"nin "ne" olduğunu tartışmakla beraber somut davranış biçimleri vermekten kaçınmışlardır ; peygamberler ise , iyinin ne olduğu üzerinde durarak , insanlara "model davranış biçimleri" sunmuşlardır.


İlk çağ filozoflarının görüşlerinden hakikate ulaşmada çıkarımlar elde etmek
pek akıllıca bir iş değil Meas.Biz sadece ilk çağın en ileri insanlarının çağının şartlarında "Tanrı" konusunda ne düşündüklerini görmüş oluyoruz.Tabi bu arada Materyalist görüş de şunu diyebilir ;
"İlk çağ filozoflarının , bugünkü bilimin ışığında görüşleri nasıl muteber değilse , o çağların peygamberlerinin görüşleri de muteber olamaz."
Günümüz filozoflarının düşüncelerini incelediğimizde ise , ilk çağın bazı filozoflarından pek de fazla yol katetmiş olduklarını söylemek zordur.
Doğrusu Aristo , sokrat ya da Platon bugün dile gelseler bize değil ama zamanımız filozoflarına ;
"Hala bıraktığımız yerde misiniz?" diye sorabilirlerdi sanırım..


MİLAS'LI EN ESKİ ÜÇ BÜYÜK FİLOZOF

Kozmik Varlığın Şuurunu ve Gizemli sayılan olayları doğal olarak ilk açıklayanlar , İyonyalı Yunanlılardır. Onlar fizikte , özel sayılabilecek olayların doğal nedenlerini , felsefede , bütünün doğal bir kuramlarını araştırmışlardır. Felsefenin ve buna paralel olarak Bilimin kurucusu olarak anılan ilk Filozof Thales aynı zamanda denizci , gökbilimci , fizikçi , ve tüccardı. Tanrı olarak kabul edilen , güneşin ve yıldızların ateş topları şeklinde yapılar olduklarını söyleyerek , yaşadığı şehir olan Miletos'un (Aydın-Milas) halkını ve o bölgedeki diğer araştırmacıların dikkatini çekmiştir.Herşeyin aslının ve kaynağının su olduğunu , Tanrının herşeyi sudan yarattığını , suyun ezeli ve ebedi olduğunu söylemiştir.

Thales , İ.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olan Güneş tutulmasını önceden hesaplayarak haber verdi. Bu , bir doğa olayının oluşmasından önce hesaplanmasının tarihteki ilk örneğidir.O dönemde dünyanın yuvarlak olduğu , ayın ve dünyanın dönüş hareketleri bilinmez iken , bu hesaplama çok ilginçtir. Gölgelerinden piramitlerin yüksekliğini hesapladı.

İlk olarak astronomi ve coğrafya haritaları çizen Yunanlı Anaksimendros , Thales'in öğrencisiydi.
Anaximandros M.Ö.575 sıraları ; yıl ile mevsimlerin uzunluğunu belirledi. Güneş saatini ve yeryüzünün haritasını yaptı.Depremlerin dünyanın içindeki boşluklardan kaynaklandığını öne sürdü.Ona göre evrenin ana kaynağı Arkhe "Apeiron" adını verdiği sınırsız güçlü ve belirsiz bir madde idi.Bu maddenin girdap gibi dönmesiyle ayrışmalar ortaya çıkmış ve evren oluşmuştur.Soğuma ve buharlaşma ile yeryüzünün ve denizlerin oluştuğunu açıklamıştır.


Milet okulu’nun , bu ilk doğa felsefesi çığrının üçüncü ve sonuncu düşünürü olarak da Anaximenes gösterilir. Anaximandros’un öğrencisi imiş , ondan bir kuşak da gençmiş.Yapıtı , İlkçağın geç dönemlerinde de biliniyormuş.

Anaximenes de arkhe sorunu üzerinde durur ; o da ,Anaximandros gibi , anamaddenin , bu varlık temelinin birlikli ve sonsuz olması gerektiğini söyler.Ama bu sonsuz şeyi , o da , Thales gibi , belirli bir şeyle bir tutar : Ona göre ilk madde hava’dır. Hava , sonsuz bir hava denizi olarak evreni kuşatır ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer.

Düşünce tarihinde , tüm zamanların , kendinden sonraki dönemleri en çok etkileyen iki ismi Platon ve Aristo’dur. Sokrat’ın öğrencisi ve Aristo’nun hocası olan ve İslam dünyasında Eflatun olarak bilinen Platon’un , insan düşüncesi üzerinden kalkmayan bir büyü benzeri etkisini , şu üç örnek ortaya koymaktadır :
1. Sokrat’dan miras aldığı “bilgelerin yönetimi” düşüncesini sistemleştirmiş olan Platon’un asıl adı Aristokles , sıkça kullanılan “Aristokrat” ve “Aristokrasi” kelimelerinin kökenini oluşturmuştur.
2. “Platonik” kelimesi de çağlar boyu , “maddesel olmayan , sadece düşünsel boyutta var olan” anlamında kullanıla gelmiştir.
3.Platon devlet anlayışı ile günümüzde çok kullanmakta olduğumuz bir başka sözcüğe de babalık etmiştir : "Ütopya". Platon’un “Devlet” adlı eserinde anlattığı , ama sonraları gerçekleşmesinin imkansızlığını kendisinin de anladığı bu devlet sistemine , yunanca “hiç bir yerde olmayan” anlamında : Ütopya denilmiştir.

Hocası Sokrat’ın , halk meclisindeki demagogların etkisi ile Atina demokrasisi tarafından Tanrılara hakaretle suçlanıp öldürülüşü , onun bir süre Mısır’a daha sonra da Pisagorculuğun yoğun biçimde yaşandığı güney İtalya’ya gitmesine neden olmuştur. Buralarda Sokrat öğretisindeki ruhun ölmezliği ile ilgili fikirlerin Orfeuscu kökenlerini , inceleme ve kendine adapte etme fırsatı bulmuştur.

Platon , Tanrı’nın evreni “kaos”tan yarattığını , bu “kaos”a şekil verdiğini söyler ; ilk önce yıldızlar , sonra gezegenler , sonra da Dünya yaratılmıştır. Bu görüşüyle Platon , yaratılış fikrine , yıldızların ezeli bir yakıtla yandığını söyleyen öğrencisi Aristo’dan daha yakındır.

Platon’un , Tanrı ve evren ilişkisini nasıl kurduğuna dair en büyük tartışma , Platon’un “idea” öğretisindeki , yoruma açık izahlarından çıkmaktadır. Platon’a göre evrendeki tüm nesneler , idea evrenindeki gerçek bir varlığın yansımasıdır. Evrendeki tüm farklı kalemlerin , farklı masaların , farklı güzelliklerin idealar aleminde karşılık geldiği tek bir gerçek kalem , tek bir gerçek masa , tek bir gerçek güzellik vardır. İdealar evrenindeki bu varlıklar da mutlaktır. Platon’un izahlarında Tanrı bu idealara bakarak evrendeki nesneleri yaratır , yani Tanrı bu idealara bağlı hareket eder. Platon’un anlatımlarında idealar , bazen Tanrı’nın üstünde , bazen Tanrı’nın altındadır, bazen de Tanrı ile bütünleşir. Platon , Tanrı’yı mutlak iyi ideası olarak görür ve tartışmasız bir şekilde varlık hiyerarşisinin en üstüne yerleştirir.

Platon’da “maddenin yaratılması”na karşılık gelen bir kavram bulunmaz , fakat ezeli kabul edilen maddenin , materyalistlerin madde kavramıyla alakası yoktur. Platon’un “maddesi” belirsiz, şekilsiz , görülemeyen , tanımlanamayandır. Yaratıcı Tanrı , maddeyi idealar dünyasının varlıklarına göre şekillendirir. Platon’un yaşadığımız Dünya’yı “gölge evren” olarak gören yaklaşımı mistik unsurlara ilham kaynağı olmuştur
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://saimbeylitayfasi.forum.st
Safak Yeter
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 350
Forum Seviyesi : 682
Rep Puanı : 0
Kayıt tarihi : 15/05/09
Yaş : 26
Nerden : Adana

MesajKonu: Devamı..   Paz Mayıs 17, 2009 8:58 am

Devamı...



Eflatundan sonra Yunan felsefesinin klasik dönemindeki ikinci büyük düşünürü olan Aristo (M.Ö 384-322) evrenin hiçbir zaman “kaos” dönemi yaşamadığını , evrenin maddesinin hep bir formu olduğunu , yıldızların ezeli bir yakıtla ezelden beri yandıklarını söyler. O , evrendeki hareketin kaynağını Tanrı’da bulur ve Tanrı’yı “İlk Hareket Ettirici” olarak niteler. O’na göre Tanrı maddi değildir , mutlak mükemmelliktir , değişmezdir. Onun sisteminde evrende hareket asıldır ve hareketsiz bir evren olamaz.

Aristo’yu yorumlayan bazı kişiler , O’nun , Tanrı’yı , sadece İlk hareket Ettirici olarak gördüğünü , Tanrı’yı evrenin dışına ittiğini söylemişler ve O’na “deist” demişlerdir. Oysa , Aristo , Tanrı’yı sadece “İlk Hareket Ettirici” olarak evrenin başına koymamış , aynı zamanda Tanrı’nın , evrenin yöneldiği gayesi olduğunu söylemiştir. Evrenin gayesi olan , nasıl evrenden kopuk olur? Aristo tabiattaki her şeyin bir “gayesel nedeni” olduğunu söylemiştir. Yani evrendeki her oluşum tesadüfen değil , bir gayeye uygun olarak meydana gelmektedir. Bu ise evrendeki tüm oluşumların meydana gelmeden önce bilinmesini gerektirir.

Aristo’nun sistemine baktığımızda bunu bilen ve belirleyen ancak evrenin gayesi olan Tanrı olabilir. Evrendeki “gayesel nedenin” kaynağı olan , böylece evrendeki her oluşumu bilen ve evrenin gayesi olan Tanrı , nasıl evrenin dışında bırakılmış olur? Aristo , “Metafizik” isimli ünlü eserinde Tanrı’nın sıfatlarını da açıklar : Evrendeki birliğin Tanrı’nın birliğini kanıtladığını söyler. Tanrı’nın hem kanun , hem de kanunu koyan ; hem düzen , hem de düzenleyici olduğunu belirtir. Herşeyin O’nun tarafından ve O’nun için düzenlendiğini açıklar.

Aristo’nun fikirleriyle tek Tanrılı dinlerin en büyük çelişkisi “yoktan yaratılış” fikri oldu. Onu dinselleştirip meşrulaştıran Kilise de hiçbir zaman O’nun ezeli evren fikrini benimsemedi , yoktan yaratılış fikrinden hiç vazgeçmedi. İslam dünyasında da Gazali gibi Aristo’nun mantık ve doğa felsefesi hakkındaki görüşlerini benimseyenler , O’nun ezeli evren fikrine şiddetle karşı çıktılar.

Bu arada İlkçağ filozoflarından (M.Ö.500) Parmanides'e ve Kıbrıslı Zenon'a değinmeden geçmeyelim :

Varlık varlığa nereden gelmiştir? Burada iki alternatif vardır: Varlık varlığa ya varlıktan (yani , varolan bir şeyden) ya da yokluktan (yani , var olmayan bir şeyden) gelmiş olabilir. İkinci alternatif , tüm Yunanlı filozoflar gibi , Parmenides için de kabul edilemez olan bir alternatiftir , çünkü Yunanlılara göre, hiçten hiçbir şey çikmaz. Birinci alternatif söz konusu olduğunda ise , Varlığın yaratılmamış olduğu sonucu çikar , çünkü O varlığa kendisinden gelmiştir. Yani kendi kendisiyle aynıdır.
Varlığın , Parmenides'e göre, parçaları da yoktur. Öte yandan , Varlığın hareketsiz olduğu da söylenmelidir. Öyleyse , Varlık hakkında , O'nun var olduğu dışında hiçbir şey söylenemez. Varlık hareket edemez , değişmez , çok olamaz , zira hareket eder , değişir ve çok olursa , var olmayan bir şey , yani yokluk haline gelir. Varlığın var olmak dışında hiçbir özelligi yoktur. Nitekim Parmenides , özdeslik ilkesine dayanarak , yalnızca 'Varlık vardır , yokluk ya da var olmayan var değildir' demiştir.

Kıbrıslı Zenon' göre evrenin aktif gücü ateştir.Bu ateş , evrendeki en yüksek varlık türüdür. Zenon'a göre, Tanrı herşeydir. Yani , Tanrı bireyleri birbirleriyle birleştiren ateş ya da sıcak nefestir. O , doğanın içindeki akıl ya da rasyonel güçtür. Tanrı'nın ateş ya da rasyonel bir güç olduğunu söylemek , doğaya aklın ve akıl ilkesinin egemen olduğunu söylemekten başka bir şey değildir. Madde , kendisinde bulunan bu akıl ilkesine göre davranır. Maddenin bu ilkeye göre olan sürekli eylemi , Zenon'a göre , bizim doğa yasası dediğimiz şeyi meydana getirir.

İlk Çağ felsefesinin en önemli filozoflarından matematikçi Ptyhagoras evrenin sayılar üzerine kurulduğunu , ilk varlığın sayı olduğunu , BİR'in Tanrıyı temsil ettiğini savunur.(M.Ö.520 )
Varlığın menşei olarak sayıları kabul eden bu filozofa göre ruh , kendiliğinden hareket eden bir sayı , bir uyum ve âhenktir. Daha doğrusu kainatta var olan bu düzen , sayılar sistemindeki uyum ve düzenin bir yansımasından ibarettir. Bu filozofa göre ruh ferdî ve evrensel olmak üzere ikiye ayrılır. Ferdî ruh , evrensel ruhun bir parçası veya yansıması olup hiçbir zaman organizmanın bir fonksiyonu değildir. Bu yüzden ruh için beden bir kafes ve hapishaneden farksızdır. Ölümsüz olan ruhun temel ödevi ise kötülüklerle mücadele etmektir. Bu bakımdan o , hiçbir zaman intihar etmek suretiyle bedenden ayrılma hakkına sahip değildir ve intihar bir suçtur. Pythagoras , ruhların ölümden sonra tekrar dünyaya dönüp beden değiştireceğine de (reenkarnasyon) inanmaktaydı. Eğer ruh saf ve temiz ise yani günah ve kötülüğe bulaşmamış ise ölümden sonra evrensel ruha karışır. Saflığını yitirmiş ise , kirlilik derecesine göre bir insan veya hayvan bedenine girerek yaşamaya devam eder.

Pythagorascılar , ruh ve sayı kavramları arasında var olduğunu iddia ettikleri ilişkiyi şu şekilde temellendirirler: Hiçbir maddî varlığın bulunmadığı bir zamanı düşününce insan zihninde sadece “bir” ve “sonsuzluk” kavramları canlanır. Halbuki bunların ikisi de birer niceliktir. “Bir” sayıların ilkesi , “sonsuzluk” da boyutları içeren bir kavramdır. Demek oluyor ki sayı ve boyut kâinattan ayrı ve bağımsız birer varlıktır. Kâinat yok olsa bile sayı ve boyut fikri yok olmaz.

YENİ PLATONCULAR :

Yeni Platonculuk , Platon öğretisinin yeni bir yorumu olarak , hristiyan ve islâm felsefe ve teolojisinde derin etkiler bırakmıştır. Öğreti , Evren'in dışında bir yerlerde olduğu söylenen "Platonik formlar"a (idealara) erişme imkânına sahip bireylerden başka , hiç kimsenin bilgiye ulaşamayacağını ileri süren kuşkucu görüşlerden hareketle geliştirilmiştir. Bununla beraber Yeni Platoncular , kuşkucu öğretinin aksine , Platon'un fikirlerinden doğrudan alıntılar yaparak , ruhun bu formları daha önce görmüş olduğu inancı ile , insanoğlunun bu bilgilere doğuştan sahip olduğu tezini tekrarlamışlardır.

Platon'u mistik ve dinî lider olarak alan bu yeni yorum , Mısır yunanlılarından
Plotinos (İ.S. 205 - 270)'dan gelmiştir. Görüşleri , belki de anlatının estetik güzelliği yüzünden , oldukça ikna edici ögeler taşır. Plotinos , Platon felsefesinin mistik yanını , antikçağ yunanlılarının tüm önemli filozofları ile uzlaştırıp , seçmeci bir öğreti yaratmıştır.

Bu tezin en önemli sonucu , antik çağ düşünürlerinin bilgi ve hikmet sevgisinin , bu öğreti yolu ile Tanrı bilgisi - Tanrı sevgisi hâline dönüşmesi olmuştur.
Plotinos'a göre Evren'deki her şey , Tanrı'dan sûdûr etmiştir (çıkmıştır) ve Tanrı'ya dönecektir. (Bu yüzden öğretiye "Panthéisme émanatiste" (Sûdûriyye-i vücûdiyye) ismi de verilir.) Düşünürümüze göre , bütün nenlerden önce ve kendinden sonra gelenlerden farklı , kendi kendine yeter bir nenin bulunması gereklidir. Böyle bir varlık varsa , her şeyin en tamı ve en güçlüsü olmalıdır. Tamlık ve olgunluk içinde olan ise , kendiliğinde kalmaya tahammül edemez, başka varlıklar meydana getirir. Tam ve bir olan deyimi ile târif ettiği Tanrı , tam olduğu içindir ki taşar ve bu fışkırma ile kendinden ayrı bir yeni varlık oluşturur.

Ruh , Yüce Varlık ile birlikte yaşadığı gerçeklerin dünyasını hatırladığı ve orada olmayı büyük bir tutku ile arzu ettiği için , bulunduğu Evren'de , kendini yabancılaşmış ve kaybolmuş hissetmektedir. Ancak, tam anlamiyle arınmış ve kemâle erişmiş bir ruh , bu vuslatı gerçekleştirmeyi ümit etmelidir. Bu yüzden ölümsüz ruh , bir yeniden doğuş , (Reenkarnasyon) süreci içersine girerek , bedenden bedene , sonsuz bir yolculuğa çıkmalıdır. Bu arınma yolculuğu , ruhun ideale erişmedeki tek çıkar yoludur. Plotinos ruhu , sıla hasreti çeken bir gezgin , "Her gece başka bir handa uyuyan bir avare" olarak isimlendirir.

Panteizme göre evrenin toplamı Tanrı’dır ve evrenin dışında gizemcilerin savundukları gibi bir Tanrı yoktur. Açıkçası her zerre onun kendisidir. Gizemciliğe göre de , her zerre İlahi güzelliği yansıtan bir ayna ve araçtır. Evrenin yaratılış nedeni , Tanrı’nın güzelliğini yansıtmak ve göstermek içindir.


FARABİ: 870-950 yılları arasında yaşamış olan Türk filozofu.

Sistemi Aristoteles mantığına dayanan akılcı bir metafizikten oluşan, Aristoteles'in sistemini Plotinos'un görüşleri yardımıyla, İslam inancı ile uzlaştırmaya çalisan Farabi, Tanrı'nın varoluşunu kanıtlarken, Aristoteles'in akılyürütme çizgisini takip etmiştir. Ona göre, bu dünyadaki nesneler hareket etmekte, değişmektedirler. Dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk Hareket Ettiriciden almak durumundadırlar. Bu ilk Hareket Ettirici ise, Tanrı'dır.

Farabi, varlık anlayışında, mümkün ya da olumsal varlıklar adını verdiği nesneler ile Tanrı arasındaki farklılık ve ayrılığı, mümkün varlıkların Tanrı'dan, ilk varlıktan sudur ettiklerini söyleyerek açıklamaya ve temellendirmeye çalışır. Farabi'ye göre, ilk varlık, Tanrı, varlık taşkını yoluyla evrendeki bütün varlık düzenini 'doğal bir zorunlulukla' meydana getirir. Evren Tanrı'nın değerine hiçbir şey katmaz. Yetkin bir varlık olan Tanrı'nın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Tanrı'yla evren arasındaki ilişkiyi, evrenin Tanrı'dan sudur, türüm yoluyla ve zorunlulukla çıktığını söyleyerek açıklayan Farabi'ye göre, evren aynı zamanda Tanrı'nın sonsuz cömertliğinin bir sonucudur. Tanrı, Farabi'nin sisteminde herşeydir. Tanrı seven, sevilen ve sevgidir. O bilen, bilinen ve bilgidir.

Farabi insanın ruh ve bedenden meydana geldigini söyler. Bedenin yetkinliği ruhtan, ruhun yetkinligi ise akıldan kaynaklanmaktadir. Ruhun başlıca görevleri eylem, anlama ve algılamadir. Ona göre, bitkisel, hayvani ve insani olmak üzere, üç tür ruh vardir. Bitkisel ruhun görevi, bireyin yetişme ve gelişmesi ile soyun sürdürülmesi, hayvansal ruhu görevi iyinin alınıp kötüden uzak durulması, insani ruhun görevi ise güzelin ve yararlının seçilmesidir


İbni Sina

İslam dünyasının 980-1037 yılları arasında yaşamış olan ünlü, bilgin ve filozofu.

İbni Sina'nın öğretileri arasında, yaratılış öğretisi özellikle önem taşır. O, bu konuda, özellikle 13. Yüzyılda çokça tartışılmış olan şu teoriyi ileri sürmüştür: Varlığa gelen herşeyin bir nedeni olması gerekir. Varlığa gelmek için bir nedene gerek duyan varlıklara, o mümkün varlıklar adını verir. Kendisi de mümkün bir varlık olan bir nedene, ondan önce gelen bir neden yol açmış olmalıdır. Bununla birlikte, bu nedenler dizisi sonsuz bir dizi meydana getirmez. Bundan dolayı, varlığı mümkün değil de, zorunlu olan, var oluşunu bir nedenden değil de, kendisinden alan bir ilk neden var olmalıdır. Bu ilk neden, vacibü'l vücud, yani zorunlu varlık olan Tanrı'dır. Tanrı'nın zaman içinde bir başlangıcı yoktur; O, ezeli-ebedidir. Tanrı tam ve gerçek varlığını her zaman sergiler. O, her zaman fiil halinde olduğu için, hep yaratmıştır. Yaratılış, İbni Sina'ya göre, hem zorunlu ve hem de ezeli-ebedidir.

Tanrı, İbni Sina'ya göre, mutlak olarak birdir. Bir olandan ise yalnızca bir çıkar. Bu durumda evrendeki varlıkları açıklamak nasıl mümkün olabilir? İbni Sina, burada Plotinos'un sudur, türüm öğretisinden yararlanarak, Tanrı'dan çıkan ilk birliğin, ilk Akıl olduğunu söyler. Tıpkı Plotinos gibi, onun gözünde de düşünmek ile yaratmak bir ve aynı şeydir. Onun sisteminde Tanrı'dan başlayan sudur ya da türüm sürecinde, yukarı düzeyden varlıkların düşünülmesi daha aşağı düzeyden varlıkların yaratılması anlamına gelir. Buna göre, tüm varlıkların en tepesinde bulunan Tanrı'nın kendisi kendisini düşünmesi, Tanrı'dan İlk Akıl'ın sudur etmesine yol açar. İlk Akıl'ın kendi nedenini, yani Tanrı'yı düşünmesi İlk Akıl'dan sonra gelen Akıl'ın doğuşuna neden olur.

İbn-i Sina'nın benimsediği tanrıbilim dört ana konuyu içerir; Evren, ötedünya, ahiret, peygamberlik, Tanrı.

Evren yaratılmıştır. Yaratıcı ve var edici Tanrı'dır. Evrenin yaratılması, Tanrı'nın daha önceden varoluşunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katları tanrısal evrenin varlıklarıdır, bunların özleri meleklerdir. Madde dünyasında oluş ve bozulma vardır. Onların tanrısal niteliği yoktur. Bu yaratma olayı da bir fışkırmadır.

Ölüm, tinin gövdeden ayrılmasıdır. Gövdelerden ayrılan tinlerin geldikleri kaynakta toplanmaları insanda ötedünya kavramını oluşturur. Ruh, tinsel bir tözdür, ölümsüzdür. Gövdeye egemendir. Ruh gövdeye girmeden önce etkin usta vardı. İnsana bireyselliğini kazandıran odur. Gövdenin yok olması, ruhun varlığını etkilemez. Dirilme tinseldir.

İnsanları yaratan Tanrı, onlara verdiği özgür istençle iyi ile kötüyü seçme olanağı sağladı. İstenç özgürlüğü, usla utku arasındaki çatışmadan ve ilkinin üstünlüğünden doğar. İnsan elinden çıkan bütün bağımsız eylemler tanrısal kayra ile gerçekleşir. Özgür istenç tüm insanlarda vardır. Peygamberler de bu bakımdan birer insandır. Ancak, onlarda insanların en yüceleri olan bilginlerde, bilgilerde olduğu gibi bir seziş vardır. Bu üstün seziş gücü, kavrayış yeteneği peygamberlerin etkin us ile buluşmalarını, gerçekleri kavramalarını sağlar. Bu üstün güç ve kavrayış vahy adını alır. Üstün anlayış gücü taşıyan melekler, vahyi peygamberlere ulaştırırlar.

Tanrı, özü gereği bilicidir. Kendi özünü bilmesi yaratmayı gerekli kılar. İbn-i Sina İslâm dinine ve Kuran'a dayanarak bilmeyi yaratma olarak niteler. Yaratma eylemi Tanrı'nın kendi özüne karşı duyduğu sevgiden dolayıdır. Tanrı tümelleri bilir. Tikellerle ilgili bilgisi de, tümel nedensellikleri bilmesindendir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://saimbeylitayfasi.forum.st
 
Filozoflara göre tanrı inancı ..
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Felsefe & Edebiyat :: Felsefe-
Buraya geçin: