Sitemizdeki İçeriklerin Hepsini Görmek İçin Lütfen Üye Olunuz.



 
AnasayfaSaimbeyli ForumTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Yurdumun (a)normal aşk çeşitleri

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Safak Yeter
Yönetici
Yönetici
avatar

Mesaj Sayısı : 350
Forum Seviyesi : 682
Rep Puanı : 0
Kayıt tarihi : 15/05/09
Yaş : 26
Nerden : Adana

MesajKonu: Yurdumun (a)normal aşk çeşitleri   Paz Mayıs 17, 2009 5:54 pm

Eskiden Yunus Emre gibi, “Aşkın pazarında canlar satılır/Satarım canımı, alan bulunmaz” diye aşk için türlü güfteler söylenirken, şimdilerde aşkın kendisi pazara çıkarılmış. Öyle bir meta hâline getirilmiş ki, adına “piyasa aşkları” diyebileceğim türden kitaplar her yeri işgâl etmiş duruyor. Kitapçılara göz attığımızda, büyük harflerle yazılı “aşk” sözcüğünün hemen her rafı kapladığını görmek işten değil. Eh, duygusal bir milletiz. “Aşk”ın olduğu kitapları biz okumayalım da, kılcal damarlarında rasyonel kan akan elin “Batılısı” mı okusun? Pes doğrusu…

Sanırım aşk da modernitenin getirdiği yalancı aynalardan olan reklama kurban gitti, gidiyor. Zira cicili bicili kapaklarda sırıtan aşk sözlerinin tek amacı var: İnsanları, özelde gençleri bir punduna getirip bir şekilde almalarını sağlamak. Peki ya gerisi? Gerisi laf u güzaf… Kimi yerinde insanın tahammül sınırlarını zorlayan, karamsarlıktan öte bir şey vermeyen, sonu karanlık olan, dünyevî acıyı katmerleştiren, insanı sadece aşkın acı veren yüzüyle baş başa bırakıp kanatsız bırakan kitaplar ne katabilir ki hayatımıza? Hayatımızın anlam katmanlarının hangisine değer katabilir ki?



Bunun yanında aşkı sadece tensel bir tutkuya indirgeyen, yürekten kapı dışarı edip cinsel bir metaya dönüştürerek ciddî anlamda bir duygu istismarından başka bir işe yaramayan kitapları da unutmayalım. Aldatanlar, ihanete ihanetle karşılık verenler, aldatılanlar, şizofren aşkları bir meziyetmiş gibi ballandıra ballandıra dile getirenler, bir gecelik aşklarıyla(!) iftihar edenler ve daha niceleri… Anlayacağınız; müzikten televizyona, hayatımızın neredeyse her sahnesinde eğilip bükülen, âdeta bukalemunlaştırılan bir olgu oldu artık aşk. Şizofren Aşka Mektup, Aşk Bize Yakıştı, Sen Git Aşk Bana Kalsın gibi cezbedici yanı sadece başlığı olan faydasız ve ruh sağlığına zararlı kitaplar aşk adı altında “pazara” çıkarılıyor.



Özellikle son yıllarda ulvî duyguları vermekten çok; yasak aşk, imkânsız aşk, platonik aşk gibi muhtevalarla bir şekilde sosyal dokunun bilinçaltı oyuluyor. Aslında bu, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şey. Sonuç: Bu nevi aşk pompalamaları sonucunda, aşk terörü okul koridorlarında cirit atar oldu. Flört dediğimiz olay, meşru ve sıradan bir şeymiş gibi algılanmaya başlandı.



Basın yayın organlarında aşk cinayetlerinin körpe beyinler tarafından işlendiğine çoğu zaman şâhit olmuşuzdur. Hatırlayın, 25 Mayıs 2006’da Samsun’da “Artığımla çıkıyor” dediği için sevgilisinin eski sevgilisini (Nasıl bir şeyse) öldüren lise öğrencisinin cinayeti uluorta uhrevîlikten koparılan aşk dedikodularının (maalesef çoğu kitaplar hakikat olmaktan çok, dedikodu mahiyetinde) bir sonucu değil mi?



Aşk gibi, kullanışlı ve sihirli bir kelime üzerinden yaşadığımız bu travmalar gerçekten bir trajedi. Öyle ki, bir taraftan medyanın, diğer taraftan bilinçsizliğin körüklediği bir trajediyi yaşıyoruz. Sözüm ona, “Kadınları Tavlamanın Yolları” “Erkekler Ne İster?” “Kadınlar Ne İster?” gibisinden kitap başlıklarıyla bu gerçeğe kulaklarını tıkarken ve gözü kör olarak lanse ettikleri aşkı, canlara kıyan bir câni suretine getirirken böyle bir tablonun oluşumunda hiç mi payları yok bunların? Artık takke düşüp kel görünmeli ki, kelaynaklar ortaya çıksın.



Unutulmasın ki, aşk bu değildi bizim için. Evet, aşkın ezelî ve ebedî gâyesi vardı. Sonlunun varlığında sonsuzluğun ışığını yakalamaktı. Yahut sevilenin varlığında sevenin eriyip ebedîliğe kanat açmasıydı. Aşkın, şimdilerde olduğu gibi, bir doktoru(!) yoktu. Çünkü aşkın bizzat kendisi bir tabipti.



Hakikat bu ya, Mevlânâ’ya sormuşlar: Âşıklık ne demek?



Cevap vermiş Mevlana:



“Benim gibi âşık ol da gör.”



Leyla’nın fâni olduğunu ve Mevlâ’ya giden yol olduğunu Mecnun’a öğreten, aşkın bizzat kendisi değil miydi? Yüreğini titrettiği Züleyha’ya, Yusuf’a değil; Yusuf’ta görünen ilâhî tecelliye bağlanması gerektiğini ihtar eden aşk değil miydi? Muhabbetten Muhammed’in (asm) doğduğunu ve “Muhammed”siz muhabbetin değersiz olduğunu yaşamadı mı selefler? Evet, aşk Fuzuli kasidesinde suydu, Nebiye giden yolda ilerleyen hakikat sarhoşu bir su! Yusuf ve Züleyha mesnevilerinde ezelî ve ebedî güzelliğin yolcusuydu. Hüsn ü Aşk’ta madde ve ruhun bir uyumuydu.






Çuvaldızı kendimize batıralım



Belirtmekte fayda var. İğneyi de başkasına, çuvaldızı da kendimize batırmak; en azından bazı hatalarımızı görmek açısından fayda verir. Doğrusu, aşkın bu denli kötü ve hor kullanımında muhafazakâr kesimin de payı var. Bir iki aşk öykücüğüyle okuyucuyu etkilemek yahut sadece “aşk”ı kullanarak kitaplara kapak yapmak, anlatmak değildir aşkı.



Nasıl ki İslamiyet’te her şeyin bir ölçü ve sınırı varsa, aşkın da bir ölçü ve sınırı olmalı.



Yaşanabilir ve makul bir çizgisi olabilmeli. Nihai noktada yerini daha ulvî bir duyguya bırakabilmeli. Bilinmeli ki, bir aşk “ömür boyu” devam etmez. “aşk evliliğin ellerinden” tutmaz, tutamaz. Şöyle ki; eğer karşı cins vasıtasıyla yahut başka bir yolla hakikati anlamakta bir araçsa aşk, Bediüzzaman Said Nursi, hakikati anlamada aşka karşılık dört tane kavram önerir: Acz, fakr şefkat ve tefekkür.



Hz. Ebubekir’in, “Allah’ım cehennemde vücudumu o kadar büyüt ki, ehl-i imana yer kalmasın; onların hesabına ben yanayım” gibisinden sözleri, bizi aşktan daha geniş bir kavram olan şefkate götürür. Evet, şefkat aşktan daha geniş bir kavramdır. Zira şefkat hâlis olup karşılık beklemeyen bir latifedir. Oysa aşk karşılık beklediği gibi, ücret de ister. Aşkına karşılık bul(a)mayan âşık, ya ümitsizliğe kapılır ya da sevgiliden nefret etmeye başlar. Oysa “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir(Nisâ: 79)” âyetinin işaretiyle, Allah her türlü kötülük ve kusurdan münezzehtir. Dolayısıyla esasında şiddetli bir tutku olan aşk, durulmayı, sâkinliği ve sınırsız bir enginliği sembolize eden şefkate dönüşmelidir. Bunun yanında, aşkta nazarı sadece sevgiliye yoğunlaştırma ve her şeyi onun için feda etme vardır. Bunun için de sevgiliyi yüceltmek ve saygıyla anmak için, sevgili dışında kalan her şey mânen ya kötülenir ya da önemsiz bir şey olarak görülür.1



Hâl böyle olunca, “ömür boyu”nca eğer aşk yerini daha sâlim ve selîm bir latife olan şefkate bırakmazsa, başta belirttiğimiz, nefret ve ümitsizliğe, sevgiliden başka her şeyin değersiz olduğu düşüncesine insanın kapılma ihtimali yüksektir. Ve şayet “evlilik, elinden tutmayıp şefkate dahil etmemişse aşkı; insanın, karşılıksız sevgi dediğimiz duygu katmanında bulunması zor bir ihtimaldir. Çünkü ancak şefkat münasebetiyle, kâinatı kapsayacak kadar geniş bir sevginin getirdiği “yaratandan ötürü” düşüncesinin gözlüklerini takınabilir insan. Bundan da öte; şefkatin, Allah’ın Rahîm ismine ayna olduğunu ve her yeri kuşatan Allah’ın rahmetinden de ümidin kesil(e)meyeceğini unutmayalım.2



Peki mecazî aşkın ilâhî aşka yönelmesi için başka ne yapılmalı? İşte burada şefkatin yanında “acz”in de bulunması gerekir. Çünkü kulluğun yoludur acz. Ve insanı mahbubiyet (sevgili) makamına kadar götürür ki, kullukta nihaî noktaya ulaşan Hz. Muhammed de (asm) mahbubiyet makamına “acz”le yükselmiştir. “Nefislerinizi temize çıkarmayın (Necm:32)” âyetinin işretiyle, acz insanı Allah’ın kudretine bağlarken, aşk ise nefsi önce mecazî sevgiliye bağlar ki, burada âşıkın mecazî sevgilide takılıp kalma tehlikesi çok yüksektir. Nitekim Kınalızâde Ali Efendi Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde ilâhî aşka ulaşmada ilk önce erkek veya kadının birbirine âşık olmalarının çok zararlı olduğunu belirterek, mecâzî aşkın ilâhî aşka geçmede bir köprü olduğu düşüncesine katılmamaktadır. Çünkü mecazî aşk çok ciddi bir şekilde, tüm beşerî sıfat ve şehvetten arınmayı gerektirir. Bu yapılmadığı takdirde, nefis ve şeytanın tahrikleriyle esfel-i sâfiline düşme tehlikesi vardır.3



Acz ve fakr kavramları insanın, nefsini devamlı kusurlu görmesini gerektirir. Bunlar, bir bakıma kulun haddini bilmesiyse4, tefekkkür de her şeyin maddî vücut itibariyle yokluğa mahkûm olduğu, fakat Allah’a âyinedarlık, vazifedarlık ve nispeti yönünden var olduğu ve olacağı düşüncesine varmaktır. Ebedîliği arzulayan, ayrılık ve yokluktan hoşlanmayan aşk latifesi ebediyet ister ki, onunla hareket eden insan, daha önce belirtilen ya karamsarlık ya nefret ya da soyutlama (sevgiliden başka her şeyin değersizliği) duygularıyla, Allah’tan Rububiyetlik dava etmeye, Allah’a isyan etmeye yeltenebileceğinden, “Her şey helak olup gidicidir, O’na bakan yüzü müstesna (Kasas: 32)” âyetinin işaretiyle, tefekkür bu denli isyana bir sed olur âdeta. Ve bunun yerine, tüm mevcudatı Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhar ve âyinedar oluşu bakımından değerlendirerek daimî huzur elde etmeyi sağlar, gösterir.5




Sonuç yerine



Farklı aşk çeşitlemelerinden yola çıkarak gerek muhafazakârların, gerekse de muhafazakâr olmayanların düştükleri hataları, bir nebze de olsa, sıralamamızın nedeni aşkı aşk olarak bilmenin gerekliliğidir. Bilmeliyiz ki, eğrisi-doğrusuyla, ölçüsü-sınırıyla ve benzeri yönleriyle aşk vardır ve anlatılmalıdır. Ama öyle meze niyetiyle her masada olmamalı. Sos gibi, olur olmaz yemeklere de katılmamalı. Başka bir deyişle, aşk meta niyetine “pazarda” satılmamalı. Toplumun, özellikle bu konuda aşırı duyarlı olan genç neslin zihinlerini bulandırmamak için, aşkı çok cazibeli bir duygu olarak sunmak yerine ayağı yere sağlam basan yorumlamalarla yerli yerine oturtmalıyız. Bunu yaparsak, şu anda yaşanan aşk anarşisi de ortadan kalkmış, aşkın naifliği de korunmuş olacaktır.


Sağım solum, önüm arkam hepinize sobe; aşka metodik bir yöntemle yaklaşmayana ebe
alıntı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://saimbeylitayfasi.forum.st
 
Yurdumun (a)normal aşk çeşitleri
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Felsefe & Edebiyat :: Deneme & Makale & Şiir-
Buraya geçin: